Uncategorized

Mutsuzluk, Maslow ve Güven Üzerine

Neden mutsuzuz ve mutsuz nesiller yetiştiriyoruz? Hepimiz kendimize sık sık soruyoruzdur bu soruyu. Bütün fizyolojik ihtiyaçlarımızı ve hatta ihtiyacımızdan da fazlasını kolaylıkla karşılayabiliyor durumdayken bir türlü mutlu olmanın yolunu bulamıyoruz.

Mutsuzluğumuzu Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre inceyecek olursak, bir çoğumuz fizyolojik ihtiyaçları karşılamanın ötesine geçemediğimizi fark edeceğiz eminim. Diğer aşamada yer alan güvenlik ihtiyaçlarımızı karşılayamadığımız için de sosyal, saygınlık ve kişisel doyum ihtiyaçlarından söz edemiyoruz bile.

Güvenlik denildiğinde ilk aklımıza gelen şey can güvenliği oluyor, zaten savaşların aralıksız olarak devam ettiği, ansız bombaların patladığı, insanların sudan sebeplerle birbirlerini öldürdüğü ve yarının ne olacağını bilmediğimiz bir dünyada güvende hissetmemiz neredeyse imkansız. Ama bunların üstüne bir de manevi güven duygusunu hissedemeyince tamamen yalnızlaştırılmış, mutsuz bireyler haline geliyoruz.

Kendi kendinize kaç arkadaşım var diye sorduğunuzda bir sürü isim geliyordur aklınıza, hatta bazılarımızın aklına kaç arkadaşım var sorusunu duyunca sosyal medyadaki arkadaş sayısı geliyordur. Fakat, güvenebileceğim, yardıma ihtiyacım olduğunda sırtımı yaslayabileceğim kaç arkadaşım var diye sorduğumuzda eğer bir isim bile geliyorsa aklımıza kendimizi şanslı sayabilecek hale geldik. Bazı durumlarda en yakınlarımıza, ailemize, kardeşlerimize bile güvenemez olduk. Maddi değerlerin her şeyin önüne geçtiği bu dünyada belkide haklıydık güvenememekte ama kimseye güvenmeden güvende hissetmek de pek mümkün değildi.

Peki neden bu hale geldik? Dizlerde gördüğümüz kardeşin kardeşe ihaneti mi yabancılaştırdı bizi kendi ailemize bile, yoksa Survivor mı öğretti kazanmak uğruna arkadaşlığın hiç sayılabileceğini. Yoksa sen bu iş için fazla iyi niyetlisin, yalan söyleyemiyorsun diyen müdürler miydi en değerli meziyetlerimizi başarısızlığa çeviren. Güvenme dediler hep ve hepimize güvenmemeyi zorla öğrettiler, inceden inceye verdikleri tek mesaj güvenmemekti. Arkadaşına güvenme kandırır; sevdiğine güvenme aldatır dediler, üstüne bir de bu devirde babana bile güvenmeyeceksin dediler… Güvenmeyenleri akıllı ve işe yarar, güvenenleri ahmak saydılar. Zorla da olsa bilinçsiz de olsa güvenmemeye başladık. Bütün ikili ilişkileri aklımda diyerek yaşarken samimiyetimizi harcadık ve güvenmeyerek yaşarken maalesef güvenilmez insanlar haline geldik.

Durum böyle olunca Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin daha ilk basamağında kaldık, bir sonraki basamaktaki güvenlik ihtiyaçlarımızı karşılamamıza ne fiziki ne manevi koşullar el verdi. Hal böyle olunca sosyal ihtiyaçlar, saygınlık ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları bizim için ütopik kavramlar haline döndü. Tüm diğer canlılardan farkı olmayan sadece fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmış ve tabi ki mutsuz bireyler haline geldik.

Ne bu dünyada, ne ülkemizde, ne mahallemizde, ne de evimizde kendimizi güvende hissedemediğimiz bu duruma bir çözüm var mıdır, yoksa böyle yaşamaya mahkum muyuz bilemiyorum. Belki savaşları durdurmak, silahları susturmak elimizde değil ama mutluluk yolundaki ilk adımı birbirimize güvenerek, güvenilmeyi hak eden insanlar olarak atabiliriz. Çünkü güvenmeden güvende hissedemiyor, sevemiyor, saygı duyamıyor ve mutlu olamıyoruz.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s