Uncategorized

Zamanı Zamanında Yaşamak

Hep arkasında kalmış gibi yaşıyoruz hayatı. Hep bir yerlere yetişmemiz gerekiyormuş da geç kalmışız gibi. Hep bir yarış içerisinde yaşıyoruz. Neye sahip olduğumuzu bilmeden, sahip olabileceklerimizin peşinde koşarak. Sahip olduklarımızın değeri ise başkalarının neye sahip olduğuna bağlı olarak değişiyor. Bir ekmeğimiz varken, biz ikinin peşinde koşuyor, elimizdekini bayatlatıyor, ikiyi elde ettiğimizde, başkası üçe yetişmiş oluyor ve sonsuz bir döngünün içinde kalıyoruz.

Kanaat etmek hor görülüyor, hep elle tutulabilir bir hırsı olmalı sanıyoruz insanın. Yanlış şeyleri hedef haline getiriyoruz. Hep haksızlık ediyoruz kendimize, başkaları takdir etmedikçe takdir edemiyoruz kendimizi. Onlar takdir ettikçe değer veriyoruz kendimize ve onay alabilmek için başkalarının hayatını yaşar hale geliyoruz. Bir ömrü kendimizle tanışamadan, kendi benliğimize yabancı olarak geçiriyoruz.

Düşünmeye bile fırsat bulamıyoruz çoğu zaman, daha doğrusu düşünmeye fırsat bırakmıyoruz. Çünkü düşününce kocaman bir boşluk duygusu kaplıyor benliğimizi, nasıl başa çıkabileceğimizi bilmediğimiz. Dönüyor dolaşıyor ve içimizdeki karanlıkları maddi hırslarımızla aydınlatmaya çalışıyoruz. Elde ettiklerimiz bir kibrit alevi süresince aydınlatıyor, daha derin bir karanlık bırakırken arkasında. O yüzden koşarak yaşıyoruz hayatı, nefesimizin sesini dinleyecek bir dakikaya bile tahammül edemeyerek ve derinliğimizi kaybederek. Sosyalleşmemizin en büyük düşmanı sosyal medyayla, yalnız kalmamak pahasına yaşadığımız ilişkilerle gün geçtikçe daha da yüzeyselleşiyoruz.

Anı yaşa ilkesini o an aklımıza ne gelirse onu yapmak sanıyor, anı yaşamak için öncelikle o anda bulunmak gerektiğini unutuyoruz. Derin bir nefes alıp, bir bütün olarak bulunduğumuz “an”da bulunamıyoruz. Arkadaşımızla buluşuyoruz, konuşuyoruz ama dinleyemiyoruz. O an ve mekanda kalamıyor, yarısında konuya geri dönüyor, sadece dinlemiş gibi kafamızı sallıyoruz.

Sonra zamanın hızlı geçmesinden yakınıyoruz, ne çabuk geçmiş diyoruz bunca yıl. Yaşamadığımız zamanın çizgileri utandırıyor bizi, gizlemeye çalışıyoruz. Yaşamadığımız yaşların yaş günü daha da üzer hale geliyor bizi. Çabuk geçiyor çünkü biz zamanı yaşamıyoruz, ya öncesinde kalıyoruz ya da sonrasında. Hayatın anlamını bulanlar ve kendiyle tanışanlar ise ne ileriye gitmek istiyor ne de geriye takılı kalıyor.

Oysaki unutuyoruz; hayat ne kaplumbağa ile çitanın yarıştığı bir parkur ne  de varılması gereken bir sonuç ya da hedef. Hayat, anlardan oluşan bir süreç ve tekrarı olmayan bir tecrübe.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s